31 Aralık 2010 Cuma

rüya

ben genellikle rüya göremem. ama bu ayrılık beni nasıl etkilemişse geçen gün bir rüya gördüm. o pis zenci karının saçını yoluyordum rüyamda. nasıl nefret etmişsem ondan rüyamda kadınla kavga ediyordum. sonrasında da saçına yapışıyorum resmen bir tutam koparıyorum ama bir taraftan da şaşırıyorum ben onun saçına yapıştım o neden bana vurmuyor diye kendimi kötü hissettim. :( bu arada cidden bana vuracak olsa amele sümüğü gibi yere yapıştırır, iyi ki de vurmamış :P


18 Kasım 2010 Perşembe

BİTTİ

evet sayın seyirciler bir ilişkinin daha sonuna geldik.
maçın özetini yapacak olursak, kıskançlık ve vurdum duymazlık galip geldi diye özetleyebiliriz. bir önceki yazıda belli başlı rahatsızlığımdan bahsetmiştim. bu birdi derken iki oldu. üstüne yine aynı tarzda bir kız daha çıktı geldi karşıma. adı krystal kendisi afro-amerikalı, babasını geçen yıl kaybetmiş, annesi ölüm döşeğinde fakir, kimsesiz ve depresyonda bir bayan. hiç arkadasım yok diye ağlayan sevgili (eski) erkek arkadaşım bu sefer de kendisine potansiyel sevgili olabilecek bir arkadaş seçti. sonuçta ne oldu zaten kıskançlıktan salyalarını ortalığa saçan ben iyice çıldırdım ama belli etmedim. kızı akşam saat 9 da eve yemeğe çağırdı. ve kız arabasını park ederken video görüşmemizi sonlandırması gerektiğini söyledi. bende tamam, kız gelince kapatırız dedim. ben şimdi kapatmak istiyorum sanki insanlara seni göstermeye çalışıyormuşum gibi geliyor, tuhaf oluyor dedi. ben de tamam dedim yine. gidince tekrar görüşürüz dedi. tamam dedim. sonra bir ara gmaile gelip krystal maillerini kontrol edecek çıkmam lazım dedi peki dedim. ve bir iki saate yakın online olmadı. ve saatler gece 2 yi gösterirken online oldu krystal daha yeni gitmiş. kıskandın mı diye sordu evet dedim. fazla durmadık üstünde...
benim rahibe teresa kılıklı (eski) erkek arkadaşım hergün bir iki saatini bu iki kızla telefonda konuşarak geçiriyor. benimle ise hergün webcam açıp karşımda oturup, kitap okuyor, haberleri dinliyor . bunun haricinde günlük bir paylaşımımız yok. türkiye ye gelmeden önce hergün bir kaç saat birlikte internette bulduğumuz şeyleri paylaşır, sohbet eder, çeşitli konularda tartışıp konuşurduk.
şimdi gelelim dün yaptığımız son görüşmeye. bunun bir arkadaşı onun duvarında paylaştığım bir video hakkında fikrimi sormuştu. bende aradan çok zaman geçmesine karşın dün cevap verme fırsatı buldum. yazdığım yorumu paylaşmadan önce ona yolladım ve kontrol etmesini istedim. oda bana bu mesajı özelden yollamamı söyledi. neymiş insanlar çok dedikoducuymuş. sanki ben kendimi onlara göstermek istiyormuşum gibi olurmuş sonra benim kötü ingilizcemi görüp "iğğğğ joe bu salak kızla mı görüşüyor daha ingilizce konuşmayı bile bilmiyor" derlermiş. bende sen benden utanıyorsun dedim. hayır utanmıyorum seni korumaya çalışıyorum demez mi? bende beni koru diye sana ilk önce yolladım ki gramer hatam varsa düzelt dedim. ama istemiyorsan hiç birşey yollamam dedim. yine klasik cevap ben sana ne yapman gerektiğini söyleyemem dedi.
bende artık dayanamıyorum bitsin artık hergün 2 saat konuştugun eski sevgilin kadar bile değerim yok ve benden utanıyorsun. bu çok ağır gelmeye başladı, üzgünüm hoşça kal dedim ve kapattım.
kapatış o kapatış sayın seyirciler. beyfendinin beni anlamaya hiç niyeti yok hala gereksiz yere kıskançlık yaptığımı ve nevrotik davrandığımı düşünüyor. yapacak hiç bir işim olmadığı için sürekli onunla ilgilendiğimi ve benim sevgimin onu korkuttuğunu söyledi ve bitti. dünden beri sadece bir kaç defa yazıştık.
en son yazışmamızda yanında krystal in olduğunu ve patricia nın da gezi için atlanta ya geldiğini ve birazdan onu karşılayacağını söyledi. 7 ay bitmeye yakın biz bittik... raf ömrümüz bu kadarmış yapacak birşey yok.

13 Kasım 2010 Cumartesi

dün
...
mumi: o geziye çık, onunla (çirkin şeyle) ilgilen, yakın davran, aynı oda da kalın hatta sevişin hiç bir şey demem. sadece duygularından emin ol. daha sonra bana ne hissetiğini söyle. ona göre davranayım. seni hiç bir konuda engelemek istemem.
joe: böyle bir şey istemiyorum. onu kız kardeşim gibi görüyorum.
mumi: ben eski sevgilimden bahsederken göz yaşlarına boğulsam sen ne hissedersin.
joe: ama o fakir onun babası uyuşturucu kullanıyor. eğer sen benim fakirlere ağlamama bu şekilde tepki vereceksen yapmak istediklerimi anlamamışsın beni anlamamışsın.
mumi: seni fakirler için göz yaşı dökerken hiç görmedim ama eski sevgilinin kişisel ve ailevi sorunları için sürekli ağlıyorsun.
joe: sana olan sevgimi daha nasıl kanıtlayabilirim. hem sen beni hiç birşey için engelleyemezsin ben yapmak istediklerimi ve kararlarımı kendim alırım. senden izin istemem.
...


...
bugün
joe: vikiyle sarılıp uyuman beni rahatsız ediyor, kıskanıyorum. ben burada kimseye sarılamıyorum. buna ihtiyacım var ama sen orada ona sarılıp uyuyorsun birbirinizi öpüyorsunuz.
mumi: hey biz sadece şaka yapmak için öpüştük. ne ben gayim ne de o. hem ne yapabilirim bana sarılma mı diyim kıza.
joe: sana ne yapman gerektiğini söyleyemem.
mumi: bu kültür farkı biz arkadaşlarımıza sarılırız. kuzeninle sarılıp uyuyabilirim, vikiyle sarılıp uyuyabilirim annemle sarılıp uyuyabilirim. hatta annemi dudağında öpebilirim. bence bu farklı birşey değil.
joe: vikiyle uyuman farklı aranızda sanki değişik bir şey var.
mumi: onun kız kardeşimden farkı yok sana söyledim bu kültürel bişey sen en yakın arkadaşınla bile sarılamıyorsan ben ne yapabilirim. gel burada yaşa.
joe: hayır bu sadece kültürel bişey değil.
mumi: bence sen sorun yaratmak istiyorsun.
joe: benim sorun yaratmak için vaktim yok, çalışmam gerek.



.
.
.

mumi:istersen kamerayı çık bırakabilirim. yok ben çalışmak istiyorum sorun yok dersen kapatabilirim.
joe: benim için sorun yok kapat
mumi: emin misin?
joe: eminim
mumi: yok hayır kapatma dersen kapatmam
joe: kapatabilirsin.
mumi: ama senin burda hayır kapatma çalışcam ama mola verdiğimde seni görmek istiyorum demen gerekirdi. kapatma demen gerekirdi. (şımarık bir edayla söylenen sözler)
joe: şunu bilmelisin. bazen seni özlemeliyim. (son derece ciddi, mahkeme karadı okuyan yargıç kadar kati ve kesin)
mumi: tamam hoşçakal
joe: güle güle


resimde görülen kişiler ben joe ve joe nun eski kız arkadası. patricia koyu bir katolik bir kaç aylık ilişki sonucunda bekaretini evlilik hayalleriyle birlikte joe ya vermiş. altı ayın sonunda da ilişkileri bitmiş. kızın nefesini sürekli ensemde hissediyorum. gidip joe nun evinde kalmalar, her fırsatta sen beni hmn terk ettin ben, ben sana bekaretimi verdim, çok yalnızım, babam uyuşturucu bağımlısı anam bizi terk etti, beni ve kardeşlerimi büyüten ananem hasta, senden başka hiç bir erkek hayatıma girmedi.... gibi bir sürü duygu sömürüsü ve göz yaşı ile hayatımı havediyor. arada 7 saat zaman farkı varken bir de böyle çirkin ve ısrarcı bir eski sevgilide olunca paranoyaklık seviyem tavan yapıyor. keşke pucca bana yardım etse :P
bu arda bana bunları biricik erkek arkadasım yapmış oldugumuz dürüstlük anlaşması kapsamında anlatıyor, ben yorum yapınca; kız hakkında konuşunca da "sen onu tanımıyorsun! onun ne dediğini ben biliyorum ne hissetiğini ben biliyorum sen üçüncü şahıs olarak aramızdakileri bilemezsin." diyor.
sanırım ben bir salağım. bu yazdıklarımı okuyunca cidden ben bunların hiç birini hak etmiyorum. en kısa sürede kendime gelmem lazım ve 2011 kpss de derece yapacak şekilde ders çalışmaya başlamam gerek.
kendime gelme sebebime bak cidden yardıma ihtiyacım var :(

1 Ekim 2010 Cuma

istanbul hatırası

Kahveleri içtikten sonra kız kulesine gidelim dedik evinde kaldığımız arkadaşın eşliğinde kız kulesine gittik. saat 18 i geçtiği için kuleye gidişleri kaçırmış olduğumuzu öğrendik.(bu gezide başından itibaren ne olacağı belliymiş ama biz anlamadık. kapalı çarşı, galata kulesi buralarıda göremedik geç kaldığımız için.) bizde kız kulesine karşımıza alıp sahilde oturduk. sonra kadıköyde marakeş cafe diye bir mekana geçtik akşam yemeğimizi yedik üzerine de nargile tüttürdük. ordan moda sahiline geçtik.
ve yorgun argın geri eve döndük.
uyuduk


tabi hemen uyumadık 3 ay beklemişiz onun öncesinde o üç ayın enerji patlması yaşandı sonrasında mışıl mşıl uyuduk :)

28 Eylül 2010 Salı

istanbul hatırası

en son Joe nin annesi ile tanıştıgımı yazmıştım. Bu olaydan sonra köprünün altından çok sular aktı. Joe ile yüz yüze atnıştık çılgınlar gibi seviştik 2,5 gün içinde iki şaşkın aşık istanbulu gezmye çalıştık.
18 temmuz 15 sularında atatürk hava alanında onu karşıladım. boynuma bir sarıldı sanki kırılcak sandım. minicik adamda bu ne güç kuvvet dedim. kontrolsüz güç güç değil demek geldi içimden ama romantizmi bozmiyim diye sesimi çıkarmadım. havaalanında baya bir süre öpüşüp koklaştıktan sonra yola çıktık. istikamet kadıköy. metroya girdik bn ücreti ödedim, metrobüs binmek için üst geçitte yine ücret ödeyin çocuk afalladı "herşeye böyle para mı ödicez?" dedi. bu gördüğün teknoloji harikası kendine ait yolu olan otobüs metrobüs ve ona binmek içinde para ödemeliyiz diye gerekli açıklamayı yaptım ve istanbul da ilk metrobüs tebrübesini balıkistifi şeklinde yaşattım. güzel bir yanı vardı sarmaş dolaş olmak için bahane yarattı. mecidiyeköyde arkadaşımla buluşup benim valizimide alıp tekrar metrobüse bindik. ordan ver elini anadolu yakası yapıp kadıköye geldik. metrobüsten indik evinde kalacağımız arkadas bizi karşıladı. (ona jesus diyesim geliyor. yalnız iyi kalpli sevecen çok tatlı bir insan.) neyse jesus bizi karşıladı evine götürdü. hey ev dediği şey stüdyo daire çıktı. bizim kalacağımız odanın bir kapısı ve duvarları var sadece pencere yok!! temmuz ayında penceresiz bir odada uyumak ve hatta uyumanın haricinde sevişmenin nasıl olabileceğini düşünün!!!
eşyaları bırakıp ilk kahvelerimizi içtik....

5 Haziran 2010 Cumartesi

İşsizlik ne garip bir histir ya rabbim :(((

Bugün dershane çıkışı AVM ye gittim. Kredi kartı borcumu yatırdım, mağazaları gezmeye başladım. Ama hiç bir şey almaya niyetim yoktu. Param yok olan paramıda harcamamlıyım çünkü yazın İstanbul'a gidicem ve orada şimdikinden daha çok ihtiyacım olacak diye kendimi motive ederekten kıyafetlere sulanıyordum ki lise arkadasımı gördüm. Yanında eşi mutlu mesut benim ağzımın suyunu akıttığım şeylere alıcı gözle bakıp aralarında konuşuyorlardı. Onları fark eder etmez hemen o mağazadan çıktım. Selam naber muhabbetinden sonra eeee sen neler yapıyorsun konuşmasını yapmaktan utandım. İşsizim demek ağırıma gitti. o benden 1 yıl önce mezun oldu (ben okulu 1 yıl uzattım) ve şanslı kafile içinde bilgisayar öğretmeni olarak atandı. Nasıl bir eziklik duygusudur anlatamam kaçtım resmen yaa.
Yüksek lisans yapmaya niyetlendim bu işsizlik durumuna bir kılıf uydurayım dedim kendi kendime ama ona da aldığım puan yetmiyor. Neden koydukları barajı aşmak işe yaramıyor anlamıyorum. :(((

Bu sıralar hayatımda en güsel olna şey Joe :)) adını bile söylerken içim açılıyor. Ayy bi tuhaf oldum. Ve bugün bir ilk oldu: Joe'nin annesi benim ortadoğulu şeriat ile yönetilen bir kız olmadığımı anladılar. VEEEE ANNESİ BANA EL SALLAYIP "HI" DEDİ :D Bende ona hi deyip nasılsın teyze dedim :P
Amanın o nasıl bir histir nasıl heyecan yaptım anlatamam, terlemeye başladım yanaklarım kızardı sakin olmaya çalışıyorum ama sürekli gülümsüyorum. Kadıncağıza o heyecandan tanıştığımıza memnun oldum bile diyemedim. . İlk defa bir erkek arkadaşımın annesi ile tanışırken bu kadar heyecanlandım :))
Amanın bana bi haller oluyor ama hadi hayırlısı